Müzik Ekspress Röportaj

Müzik Ekspress Röportaj

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Flüt bölümünde başladığınız eğitim daha sonra Köln Müzik Akademisi`nde devam etti. Aldığınız klasik eğitimin yanı sıra caz’a bir ilginiz vardı ve çalışmalarınız bu yöne doğru yol aldı. Konservatuara kadar müzikle olan ilginiz nasıldı peki, o noktaya sizi neler hazırladı?

Öncelikle Evrensel müziği çok seven bir ailede yetiştiğim için bu konuda çok şanslıyım diyebilirim. Çok küçük yaşlarda ailemin beni müziğe yönlendirmiş olması müzikle tanışmam ve hayatımı bu doğrultuda yönlendirebilmem açısından çok önemliydi. O zamanlarda evimizde dinlediğimiz birçok plak ve kasetten müzikleri bir enstrüman ile çalmaya çalışarak veya sesle söyleyerek taklit etmeye çalışırmışım. Bu da ailemin beni konservatuvara yönlendirerek müzik hayatıma başlamam konusunda en önemli adımı atmama sebep olmuş tabi ki.

11 yaşında başladığım konservatuvar eğitimimde Evrensel müzik, beni etnik müziklerin çok yönlülüğüyle birlikte caz müziğiyle tanıştırması konusunda çok önemli bir rol oynadı. Caz müziğine yoğunlaşarak bu müziği keşfetmeye ve öğrenmeye çalıştım. Hayatım içinde cazın bana sunduğu yaratıcı ve ulvi duygular gerçekten her zaman hayatımın bir parçası oldu. Caz müziğinden hayata dair çok şey öğrendim diyebilirim.

Köln Müzik Akademisi’ni seçmenizde peki neler etkili oldu, orada geçen eğitim süreci size neler kattı?

Türkiye’de okurken klasik çalışmalarımın yani sıra blues gibi etnik groovelarla fission stilleri her zaman ilgimi çekiyordu. Özellikle Steve Ray Vaughan, Bruce Katz, Danny Gaton, Ronnie Earl, Dean Brown, Joey de Francesco, Chick Corea, Alain Holdsworth, Vital Information ve Schott Henderson gibi sayılabilecek müzisyenlerin albümlerini bin bir zorluklarla getirterek dinliyordum. Kariyerimi bir yandan devam ettirerek caz alanında çalışmalar yapmak, bu alanda daha aktif olmak istiyordum. Ancak konservatuvardaki kısıtlamalar ve içinde bulunduğum durum dahilinde caz alanındaki çalışmalarım maalesef ancak Almanya’da yoğunlaşabildi. Maalesef diyorum çünkü Türkiye’deki konservatuvarlarda caz alanında eğitim verilmemesi ve yasak olması beni yurt dışında okumaya iten en önemli sebeplerdendi.

Klasik alt yapıya önem vermem sebebi ile eğitimime devam ederken bir yandan caz alanında çalışmalar yapıp performans ve proje bazında etkinlerde yer alarak dersler aldım, bir yandan da eğitimime devam ettim. Caz eğitimi alanında Türkiye’de bu durum şimdilerde tabi biraz daha iyi ancak konservatuvarların da bu alanda eğitim vermesi açısından caz bölümlerinin mutlaka açılması gerek. Umarım bu alanda da yol alabiliriz. Benimde bu anlamda birkaç çalışmam var onları da ileride paylaşacağım.

Bizim dönemimizde caz müziği evrensel müzikten ayrılıyordu ki batıda durum tamamen farklı. Müzik bir çatı altında tüm form ve stiller ile bir bütün. Herkes kendini özgürce ifade edebiliyor. Tabi ki sağlam bir temel ve gelişim açısından klasik eğitimin bir müzisyen için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu temel doğrultusunda teorik ve teknik donanımınızı daha kolay geliştirebiliyorsunuz ki bunun örnekleri dünyada çoktur ve önemli caz müzisyenleri yetişmiştir bu konuda. Almanya’da okurken öğrendiğim en önemli şeylerden biri müziğin evrensel boyuttaki dilinin ortak noktaları ile kategorize edilmeden tek bir dilde buluşmasıydı. Bu sebeple Avrupa’daki müzikal anlayıştaki ilerlemenin, objektifliğin biraz daha farklılığı var bize oranla. Ben de her zaman bu alanlardan faydalanarak daha çok şey öğrenmek ve bunları uygulamak için çalıştım. Eğitim, okul ve çalıştığınız hocalar gayet tabi çok önemli ancak en önemlisi sizin içinizde yarattığınız okul.

Daha sonra yeniden okulunuza döndünüz ve İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde “Flütün Entonasyon Problemine Yönelik Teknik Çalışmalar” üzerine bir tez hazırladınız. Eğitim sürecinin müzisyenin hayatındaki önemini konuşabiliriz belki buradan yola çıkarak ve sizin bu süreçteki heyecanınızı, biriktirdiklerinizi, size kattıklarını dinleyebiliriz.

Evet gerçekten eğitim süreci çok önemli. İyi bir donanım sizi çok daha yeni şey keşfetmeye, öğrenmeye ve araştırmaya itiyor. Benim eğitim süresince öğrendiğim en iyi şeylerden biri daha iyiyi ve yeniyi birikimle ve araştırma ile uygulayıp bunu hiçbir zaman unutmayıp öğrenmenin sonunun olmadığını düşünmemdi.

Müzisyenin eğitimi de bu doğrultudaki bir ideolojik yaklaşım daha yeni şeyleri kolayca keşfetmesini ve anlamasını kolaylaştırıyor sanıyorum. Bu doğrultuda çalışmalarımı uyguluyorum. Tez çalışmamda bu düşüncelerle, daha önce yapılmamış ve açık kalmış bir alanda faydalı olabilecek şeyleri üretmek ve yaratmak amaçlıydı. Hali hazırda çalışmalarına başladığım ikinci albümüm yine bu anlamda olacak.

Daha iyiye ulaşmak her zaman hedef olmalı ancak yaptığınız tabi ki bunun başındaki en önemli unsur kendinizi çok dinleyerek ve dinlediğini anlayarak uygulamak en önemlisi. Bunu içinizdeki isteğe ve sese kulak vererek uygulayabilirseniz çok güzel bir bütün çıkıyor ortaya. Bence sadece yetenekli olmak değil enstrümanını tanımak ve onu çok çalışmak çok önemli bir durum.

Eren Coşkuner
Ve daha sonra yurt içinde – dışında birçok festivalde sahne aldınız, önemli flüt sanatçıları ile çalıştınız, çeşitli orkestralarla konserlerde yer aldınız? Nerelerde karşılaştık sizinle ve tüm bu performanslar çıkılan bir yolculukta bir müzisyen adına nasıl bir başlangıçtı? Bu arada bazı başarılar sizi ödüllerle de buluşturmuş öyle değil mi?

Evet söyle belirtmek gerekirse ben her zaman yaptığım şeyin elimden geldiğince en iyisini yapma çabası içerisinde oldum. İnsanın içindeki arzu ve istek yaptığı işe olan sevgisi ve azmi ile bütünleşerek zaten güzel sonuçları kendiliğinden doğuruyor. Ben de her konserimde ve etkinliğimde öncesinden uzun bir çalışma dönemine girip sahnede de yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışıyorum.

Türkiye’de birçok festival ve organizasyonda çaldım. Ancak tabi ki albüm projem hepsinden biraz daha farklı bir durum. Albümümüzü iki lansman şeklinde CKM ve Nardis Jazz Club’ta performe ettik. İleryen dönemlerde albüm projesi kapsamında yeni konserlerde olacak.

Flüt temalı caz albümlere ülkemizde çok sık rastlamıyoruz ki bu anlamda ilk albümünüz “The Long Way”i bu anlamda özel olması nedeni ile ayrı bir yerde değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum ben de. Dünyada ve ülkemizde nasıl bir dinleyicisi var ve kimleri bu anlamda başarılı buluyorsunuz?

Genelde caz müziğinde enstrüman olarak çok rastladığımız bir enstrüman değil flüt. Dünyada da “multiplayer” olarak flütü renk enstrümanı olarak kullanan müzisyenler var. Oysaki her bir enstrüman başka bir dünya bana göre. Flüt solo yelpazesi çok geniş ve her stilde ayrı bir renge ve dengeye sahip bir enstrüman. Batıda bu anlamda kendine misyon üstlenen çok önemli caz flüt müzisyenleri olmuş. Örneğin farklı stillerde çalan Dave Valentine, Hubert Laws, Herbie Mann, Nestor Torres gibi sayılabilecek flütistler var. Bende bir anlamda Türkiye’deki bu eksikliği gidermek adına çalmak istediğim müzik stilini içimden gelen ve sevdiğim şeyi yaparak kendimi de ifade etmeye çalıştım.

Bir albüm yapmak hakikaten çok zor ve uzun bir çalışma sürecinden yola çıkılarak tamamlanan bir çalışma. Bu yorucu çalışmalarda genelde biraz daha özgür kalabilmeyi ve içinden geldiği gibi olmanın yaratıcılığı daha çok yücelttiğini düşünüyorum. Belli kalıplarla mutlaka böyle olacak diye bir kural yok. O anki ruh halini de yansıtmak gerek biraz da. Çünkü devamlı yeni şeyler geliyor aklınıza önemli olan bunları akademik donanımla bir bütün halinde sunabilmek. Umarım bu çalışmalar neticesinde atılan bu ilk adımla birlikte daha da yeni caz flüt albümleri görürüz. Ayrıca bu albümün ulaşmasında bize çok destek olarak bizlerin yanında olan Gri Plak ailesine ve sevgili Umut Töre’ye de çok teşekkür ediyorum.

Dokuz şarkının yer aldığı albümde yedi şarkı sizin besteniz? Hayatın içinde sizi neler besliyor ki bu şarkılar besteleniyor? Yine diğer iki şarkıdan biri Ercüment Orkut imzası ki kendisi ile birlikte yine çok değerli müzisyen dostlarınızın katkısı var bu albümde. Kimlerle çalıştınız ve projenize nasıl dahil oldu bu isimler, nasıl bir stüdyo süreci yaşadınız beraberinde?

Evet, genelde bestelerimi bir olaydan ve bir olgudan değil de içimden geleni yazmak istediğim müziklerle oluşturuyorum. Elbette bir anın bir olayın etkisi ve taşıdığı değerle alakalı olabiliyor kompozisyonlar ama müziğin derinliğini daha ön planda tutmayı seviyorum. İkinci albümüm için hazırladığım ve çalışmalarımın devam ettiği bu anlamda çok daha yeni ve farklı bestelerim var. Bunlarda kendimi ifade etmeye çalıştım parçalar olacak.

İlk albümümde aklımdakine en yakın isimlerle çalışmak istedim. Albümdeki parçaların aranjmanlarını yapan değerli müzisyen Ercüment Orkut’la bu vesile ile tanıştık ve gayet istediğim bir çizgide oluştu albüm. Albüme de Eylem Pelit, Ediz Hafızoğlu, Şenova Ülker gibi çok değerli müzisyenler katkıda bulundu. Ortak bir dilde bir müzik yaratmaya çalıştık umarım dinleyenlerde severler. Ayrıca böyle değerli müzisyenlerle de stüdyoda kayıt yapmak çok keyifliydi. Çok güzel ve verimli bir kayıt suresi geçirdik gerçekten. Herkesin aynı fikir ve yaklaşımda olması da gerçekten çok güzel işler çıkarttı ortaya.

Eren Coşkuner
Albümün tanıtım konseri CKM’de gerçekleşti. Dinleyici ile bu ilk buluşmasından nasıl ayrıldınız? Ve kuşkusuz önümüzdeki günlerde de konserleriniz devam edecek. Önümüzdeki günler adına başka projeleriniz var mı? Sizinle nerelerde karşılaşabileceğiz?

Çok olumlu tepkiler aldık. Gerçekten bizi dinleyenler ve özellikle flütistler açısından çok güzel feedbackler oldu. Türkiye’de ilk sayılabilecek böyle bir albüme canlı çalmakta ayrı bir heyecan. Konserlerimizde önümüzdeki zamanlarda festival ve etkinlik bazında devam edeceğiz. Güncel haberleri www.erencoskuner.com adresimden de ayrıca duyuracağız.

Bir enstrüman çalabilmek birçok insanın hayali öyle ki ben de adıma öncesi denedim, bundan sonrası adına da öğrenmek istediğim bir enstrüman var. Bir enstrümana peki inanmak nerede başlamalı ya da başlıyor, örneğin flüte, siz nasıl inandınız ki yolunuza devam etme kararı aldınız kendisiyle, nasıl bir dostluk var aranızda?

Bence öncelikle bir enstrümandan önce müziğe inanmak sevmek ve hayal dünyanızı onunla birlikte yaşamak gerekir. Enstrüman aslında sadece duygularımızı ve düşüncelerimizi ifade ettiğimiz bir araç. Bu yüzden aramızda kuvvetli bağ var aslında. Emek ve çalışma sonucu size çok güzel bir geri dönüşü var. Ayrıca teknik donanımınız ne kadar iyi olursa da aktarımdaki kolaylıklar buna sadece yardımcı oluyor. Flüt zaten insan sesine en yakın enstrümanlardan biridir. Bunu tona bağlı vokal çalışmalarla daha iyi görebilmek mümkün. Bu yüzden şarkı söylemek ile flüt çalmak çok yakın. Bu da flütü biraz daha heyecanlı kılıyor.

Peki müzisyen tanımınızı istesek sizin, bunun kriteri ne olmalı ki bunu belki birkaç isimle de devam ettirebiliriz? Sizin müzisyenleriniz kimler? Bir gün özellikle çalışmayı istediğiniz bir müzisyen var mı bu anlamda?

Çok güzel bir soru ki şöyle ifade etmeye çalışayım. Müzisyen olmak bence sadece çok iyi enstrüman çalmak, çok iyi teorik bilgi bilmek demek değildir. Bazı şeyleri öğrenilerek geliştirilebilir ancak müzisyenlik kavramı içine giren bazı değerler var. Teknik olarak müziğin neyi anlattığını neyi vurguladığını müzikal birikimle karşıya aktarmak gerekir. Bir diğer tabirle müzisyen notaların ardındaki gerçekleri, yazılan müzikleri ifade biçimine önemli katkıda bulunan ve her seste bir anlam taşıyarak çalan kişidir. O duyguyu vermek çok güzel bir şey. Müzisyen o yüzden bir başka anlamda hayatında kendisidir bence. Hayatın her anını ve düşüncelerini anlatır bize. Bu anlamda Chet Baker, Bill Evans, Herbie Mann, Jim Hall aklıma gelen bazı isimler. Gerçekten dünyada çok özel müzisyenler var, seçim yapıp söylemek çok zor ancak her müzisyenin bir hayali vardır çalmak istediği müzisyenler ile alakalı. Bu anlamda Julio Barreto, Jan Lundgren, Florian Ross, Alain Caron, Romero Lumbambo çok sevdiğim isimlerden bazıları.

Son olarak müziği bir yana bırakmamız ve dışında sizi tanımamız gerekirse bu noktada peki karşımıza nasıl bir portre çıkacak? Müzik kadar ilginizi çeken başka neler oluyor hayatınızda, dışındaki boşluk nasıl tamamlanıyor?

Müziği hayat ile çok bütünleştiriyorum. O yüzden benim için hayat bir yandan müzik. Müziği hayattan aldığım ilhamla, müzikten aldığım ilham ile hayatımı besliyorum. Merak eden ve yeniyi daima araştıran ve hep öğrenmeye çalışan bir kişilik olarak öğrenmenin bir sonunun olmadığını düşünüyorum. Bu öğrenmelerin sonucunda da hayatin getirdiği tüm değerlere, tüm yeniliklere meraklıyım ve ilgiliyim.




Kaynak : http://www.muzikekspres.com/eren-coskuner/